31 Aralık 2013 Salı

2013'te Neler Oldu Neler!

OCAK
2    Yeni yıl müstehcenlik tartışmasıyla başladı, ya da her şey kaldığı yerden devam etti de denebilir. Konu, Nobel Ödüllü yazar John Steinbeck'in en önemli eserlerinden Fareler ve İnsanlar adlı novellasını ve Jose Mauro de Vasconcelos'un klasiği Şeker Portakalı idi. İstanbul'daki bir okulda Milli Eğitim Bakanlığı'nın 100 Temel Eser listesindeki Şeker Portakalı'nı okutan öğretmene kitabın müstehcen olduğu gerekçesiyle soruşturma açıldı. İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu ise yine aynı listedeki Fareler ve İnsanlar'ı sakıncalı buldu. Bir ay sonra da zaten Edip Cansever'in şiirindeki "bira" kelimesi ders kitabında sansürlendi.


Kaynak: chp.org.tr
14   TÜBİTAK'ın Charles Darwin ve evrim alerjisi yeni reaksiyonlara neden oldu. Bir süredir "tükendi" durumunda bulunan TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları'nın evrimle ilgili kitaplarının basım ve satışı resmen durduruldu. Bu kitaplar arasında Richard Dawkins'in Kör Saatçi ve Gen Bencildir; Alan Moorehead'in Darwin ve Beagel Serüveni, Stephen Jay Gould'un Darwin ve Sonrası, Mahlon Hoagland'ın Hayatın Kökleri, Jason Watsons'ın İkili Sarmal, Richard Lewotin'in Üçlü Sarmal, Ernest Mayr'ın Biyoloji Budur, Leakey&Lewin'in Göl İnsanları yer alıyor.

22   Galatasaray Üniversitesi'nde büyük bir yangın çıktı. Yananlar arasında Profesör İlber Ortaylı tarafından bağışlanan altı bin (rakamla 6000) kitap da vardı. Kitaplardan bazılarının başka örneği olmadığı açıklandı. 


ŞUBAT
6     New York Kütüphanesi'ne garip bir zarf ulaştı. Zarfta bir rahibin hayatını anlatan ve kütüphaneden 1958 yılında ödünç alınmış bir kitap ve geç kalma cezasını karşılamak üzere 100 dolarlık bir çek vardı. Adı açıklanmayan gönderici ''yavaş okuyan'' biri olduğunu da not etmeyi unutmamıştı. Bu olaydan mı esinlendi bilinmez ama bir ay sonra Estonyalı 80 yaşında bir adam da 1944 yılında ödünç aldığı ve II. Dünya Savaşı sırasındaki bombardıman yüzünden geri veremediği kitabı Talinn Merkez Kütüphanesi'ne iade etti.



22  Zonguldaklı Şairler Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayatlarını anlatan, Yılmaz Erdoğan'ın senaryosunu yazıp yönettiği Kelebeğin Rüyası adlı film vizyona girdi. Kimisi çok ''ağlak'' bulsa da film genel olarak çok beğenildi. Şairlerin popülaritesi aniden arttı, şiirleri yeniden basıldı.

MART
21  Nijeryalı yazar Chinau Achebe 82 yaşında vefat etti. O Mandela'ya göre Afrika'yı dünyaya tanıtan yazardı. Mandela da 5 Atalık'ta hayata veda etti.

28  Amazon, Goodreads'i satın aldı. İki sitenin de kitap yorumlarını ile okuyucuların verilerinin toplaması ve böylece okur beğenilerini şekillendirmesi için yoğun şekilde kullanılması bu birleşmenin endişelere yol açmasına neden oldu. 

NİSAN
8   Şilili şair Pablo Neruda'nın ölüm nedenin belirlenmesi için mezarı açıldı. Diktatör Pinochet'in darbesinden günler sonra ölen şarin ölüm nedeni hakkında spekülasyonlar 1973'ten beri durulmuyordu. Otopsi raporu resmi açıklama olan prostat kanserinin ölüm sebebi olduğunu doğruladı.




15   Üç gün süren Londra Kitap Fuarı açıldı. Bu yılki fuarın odak ülkesi Türkiye'ydi. British Council: ''Dört kente yayılmış 15 farklı mekanda düzenlenen 60'tan fazla etkinlikte Türkiye'den 20 yazar, bazıları İngiltere'den olmak üzere 35 panelist, çevirmen ve editör yer aldı.''

17   D&R, İdefix'i satın aldı. Böylece internet üzerinden satış yapan belki de en büyük iki site aynı çatı altına girdi. İdefix'in yönetim değişikliği sırasındaki ve sonrasındaki performansı müşterilerini pek memnun etmedi.


MAYIS
21  Sevilen yazar Khaled Hosseini'nin üçüncü romanı And the Mountains Echoed Riverhead tarafından yayımlandı. Kitap daha sonra ülkemizde Ve Dağlar Yankılandı adı ve Püren Özgören'in çevirisiyle Everest Yayınları'ndan çıktı. 




HAZİRAN
Ay boyunca direnildi. Kitap okuyarak, kütüphane kurarak, okuma saatleri yaparak... Yayınevleriyle, yazarlarla, boş zamanlarında kitap okumaktan hoşlananlarla, kitap kurtlarıyla, kitapçılarla

3     Ülkede içki ''düzenleme''lerinin tartışıldığı ve sık sık Avrupa ülkelerindeki saat kısıtlarının örnek verildiği bir ortamda, ülkemizdeki düzenlemelerin tüm sponsorluk ve tanıtım faaliyetlerini yasakladığından önemsiz bir detay olarak bahsedildi. Oysa yıllardır kadınların edebiyattaki seslerini geliştirmeyi ve duyurmayı amaçlayan Women's Prize for Fiction'ın Orange'tan sonraki sponsorunun Baileys olduğu açıklandı. Avrupa'nın ahlaksızlığını almamaya devam ettik.

9     Ünlü İskoç yazar İain Banks 59 yaşında kanser nedeniyle öldü. Onun ölümü kimse için şaşırtıcı olmadı. Yazar 3 Nisan günü internet sitesinde yayınladığı 'Kişisel Bir Açıklama' başlıklı yazıda bir yıldan az ömrü kaldığını açıklamıştı. Yazar, kız arkadaşı Adele'den de dul eşi olması onurunu ona bahşetmesini istediğini belirtti.

TEMMUZ
19   Yazar Leyla Erbil aramızdan ayrıldı. Mektup Aşkları romanını okuyup çok beğendiğim yazar Türkiye'nin en önemli yazarlarındandı ve Türkiye Yazarlar Sendikası'nın da kurucularındandı. 

AĞUSTOS
Kaynak: rob389.com
20   Beyoğlu'nda 1994'te kurulan Robinson Cruseo 389 yükselen kiralar ve diğer giderler nedeniyle nakit krizine girdi. Yayınladığı bir açıklamayla Beyoğlu'nun değerlerinden olan bu bağımsız kitapçıyı ayakta tutmak için önce ödeyip sonra kitap satın alınabilecek RobKart'ları satışa sunduğunu açıkladı. RobKart'ların tanıtım yüzü ise Orhan Pamuk'tu. Yekta Kopan, Enis Batur, Sadık Yemni, Etgar Keret, Can Dündar, Şebnem İşigüzel, Hakan Bıçakçı ve birçok güzel yazar imza günleriyle Robinson Cruseo 389'ya konuk oldu.

EYLÜL


EKİM
10   Brigitte Jones'un son macerası Mad About the Boy raflara çıktı. Helen Fielding'in yazdığı kitap olumsuz yorumlar alsa da bu çıkar çıkmaz milyonlarca satmasını engellemedi.

10    Edebiyat dalında Nobel Ödülü'nü Kanadalı kısa öykü yazarı Alice Munro kazandı. 

KASIM
2      Sevilen öykücü Etgar Keret'in son kitabı Yedi Güzel Yıl tüm dünyada ilk kez Avi Pardo çevirisyle Türkçe yayımlandı. Kitap biraz otobiyografik, yazarın son yedi yılının öyküleştirilmiş hali. 2012'de de Paul Auster'ın otobiyografik kitabı Kış Günlüğü tüm dünyada ilk kez Türkiye'de raflara çıkmıştı.



17  Doris Lessing 94 yaşında hayata veda etti. Yazarın da dediği gibi hayat okumak istediğiniz tüm kitapları okumak için çok kısa galiba.

28    J.D. Salinger'ın daha önce yayımlanmamış üç öyküsü bulundu ve derhal sanal aleme sızdı. Yıllarını inzivada geçiren, fotoğrafının çekilmesine izin vermeyecek kadar özel hayatını korumaya çalışan yazarın hayranları bu hareketi ve yazar hakkında çekilen belgeseli tepkiyle karşıladı. Yazarın anısı sırtından, onun isteklerini çiğneyerek, para kazanmaya çalışmakla suçladılar. Bir kısmı ise çok az eser vermiş yazardan gelen bu sürprizi memnuniyetle karşıladı.

ARALIK
24   Kitap Notları ikinci yılını tamamladı :)

24 Aralık 2013 Salı

2013 Yılı Raporu


Kitap Notları'nın 24 Aralık 2013 tarihi itibariyle ikinci yaşı raporunu arz ederim.


OKUNANLAR

38 kitap okudum: 25 roman, biri uzun 5 öykü ve diğer türler. Kitapların 5'i İngilizce gerisi Türkçeydi. 

Dillerden bahsetmişken hemen bu yıl okuduğum ve çevirisini en çok beğendiğim ilk üçü sayayım:

          1. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş (Jose Saramago) - Mehmet Necati Kutlu
          2. Gazze Blues (Etgar Keret &Samir El-Youssef ) - Avi Pardo
          3. Açlık (Hamsun Knut) - Behçet Necatigil

Bu yıl bir kitabını ilk defa okuduğum yazarların yılı oldu. Aralarında Zülfü Livaneli, Ayşe Kulin, Italo Calvino gibi popüler yazarların da olduğu 29 yazarı ilk defa bu yıl okudum. 2013'te tanıştığım Stefan Zweig, Etgar Keret ve Livaneli'nin diğer kitaplarını da okumayı istiyorum. (Zweig'dan ikinci kitabı da okudum, şu ansa Keret'in son kitabını okuyorum.) Bu yıl okuduğum ve okuduğuma en çok memnun olduğum kitapları da yeri gelmişken not edeyim:

          1. The Left Hand of Darkness (Karanlığın Sol Eli) - Ursula Le Guin
          2. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş - Jose Saramago
          3. Ada - Zülfü Livaneli
          4. Ablamın Mutluluk Fotoğrafı - Richard Yates
          5. Satranç - Stefan Zweig

Bunların yanında Paris'teki Eş (Paula McLain), I'm Gone (Ben Gidiyorum - Jean Echenoz) ve Ne Nedir (Dave Eggers) romanlarını da gayet keyifle okudum.

Okuduğum kitapların 3'ünü arkadaşımdan, 4'ünü ise kütüphaneden ödünç aldım. 


KİTAP TRAFİĞİ

Bu sene Kitap Notları kitaplığı pek hareketliydi. Bunda Dost Kitapevi'nden yüklü bir hediye çeki hediye eden iş arkadaşlarımın etkisi oldu. Bir de geçen seneki gibi kitap fuarlarına gitsem demek ki...

2013'te kitaplığa 4'ü ikinci el 35'ü yeni toplam 39 kitap girdi. 9 kitap ve 4 dergi ise direniş kütüphanesine gitti. Geçen sene de bir lise kütüphanesine kitap göndermiştim, bağışlamak iyi oluyor.

39 kitaptan hediye çekiyle aldıklarımı saymazsak 6 tanesi ya hediye gelmiş ya da çekilişlerden kazanmışım. Satın aldığım kitaplar arasında ise Shakespeare and Company'den aldığım Hemingway romanı The Sun Also Rises ile Tolkien'in elinden çıkma kapak tasarımı ve 75. yıl özel baskısı ile beni mest eden The Hobbit'in yeri ayrı. 

Edindiğim kitaplardan 7'si Doğan Kitap, 6'sı ise Can Yayınları'nın. Bu durumun asıl nedeni D&R'ın hem Can hem de DK kitaplarında 5 tl'ye kitap kampanyaları yapması. Böyle söyleyince kulağa hoş gelmiyor ama Richard Yates'i, Jorge Amado'yu 5 tl'ye bulunca insan hayır diyemiyor. 

Kitapların çoğu (26) roman. Diğer on iki kitap içinde öykü, grafik roman, anı, akademik, referans ne ararsanız var. Şimdiye kadar ise bunların sadece 19 tanesini okuyabildim. Kitap severler bilir, kitaplıkta okunmayı bekleyen fazladan 10-15 kitap çok sayılmaz, hatta iyidir ;)


KİTAP NOTLARI

Kitap Notları'nda 2013'te bu yazı dahil 30 yazı yayınladı. Geçen seneye göre çok az. Bunun nedenleri çeşitli; iş, gezme tozma, internete erişim sıkıntısı, tembellik... Bir de bazı kitaplar oldu, asla haklarında içime sinecek kadar iyi atıp tutamadım bu yüzden de yazıları yayınlayamadım. Sonuçta ancak 23 kitap hakkında atıp tutabildim. 9 kitap hakkında da Mor Kitaplık safalarında yazdım. Bu arada benim en sevdiğim yazarlar, yazarların sevdiği kitaplar, Paris'teki kitapçılar, direniş hakkında yazılan kitaplar gibi birçok konu da yazıldı tabi.

Bu sene de Taht Oyunları ve Kahperengi'den toNlar yüzlerce tık almaya devam etti. Kitap Notları ise yaklaşık 87 bin tık daha alıp 130 bin tıka ulaştı. Yuvarlanıp gidiyoruz.

23 Aralık 2013 Pazartesi

Yeni Yıl Hediyesi



Geçen yıl Kitap Notları takipçilerine ufak bir test yapıp tüm soruları doğru yanıtlayan üç kişiye kitaplar göndermiştim. Bu yıl tek kişiye daha özel bir hediye vereceğim. 

Hediyem Ahmet Ümit'in son romanı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi. Hem de imzalı!

Bu sefer sorular hazırlayamadım. Eğer kitabı kazanmak istiyorsanız, bu yazının altına e-postan adresinizle birlikte yeni yıl dileğinizi/yeni yıla ilişkin kararınızı içeren bir yorum bırakmanız* yeterli. Tek ön şartım Kitap Notları'nı blogger veya e-posta** yoluyla takip ediyor olmanız. (Böylece herkesin bir kez katıldığına emin olabilirim.) 

30 Aralık'a kadar yorumlarınızı bekliyorum. 31 Aralık'ta çekilişin kazananını açıklayacağım.

Mutlu yıllar!


*Eğer Kitap Notları'nı e-posta yoluyla takip ediyorsanız ''anonim'' seçeneğiyle e-posta adresinizi belirterek yorum bırakabilirsiniz.
**E-postanızı sağ üst köşede ''Beni yorma e-posta gönder'' yazan kutucuğa yazıp posta kutunuza gelecek olan aktivasyon linkine tıklayarak e-posta yoluyla Kitap Notları'nı takip edebilirsiniz.


31 ARALIK, SONUÇLAR

Merhaba, ramdom.org ile seçilen şanslı sedabayoldu@hotmail.com oldu. Şimdi ona bir e-posta atıp adresini bekliyorum. Cevap alamazsam duruma bakarız :)

Bir de amortim var: gulfemunal@hotmail.com'a Ioanna Kristiani'nin Başka Bir Memleket romanını göndereceğim. Ondan da cevap bekliyorum.

Bütün katılanlara teşekkür ederim. 

Herkese tekrar mutlu yıllar!

9 Aralık 2013 Pazartesi

Paris'te Kitapçılar

Galignani


İkinci el kitap aramıyorsanız, istediğiniz kitabı bulmak kadar ambiyans da önemliyse ilk gideceğiniz yer Galignani olmalı. Giriş kapısından derinlere doğru ilerlediğinizde geniş bir İngilizce kitap bölümüyle karşılaşacaksınız. Derin dediysem aklınıza kuytu köşeler gelmesin, cam tavanından gün ışığının girdiği, asma katında loca havası yakalayabileceğiniz, büyük deri koltuklarında oturabileceğiniz bir yer burası. 

Kitaplar çok çeşitli, özellikle "Paris" raflarını beğendim. Diğer yandan bir sahaftaki gibi (Shakespeare and Co. veya Abbey's Bookshop) çok ilginç şeylerin karşınıza çıkmayacağı da açık.

Kökleri 1520'ye dayanan Galignani, 19. yüzyıl başından beri de Paris'te faaliyetteymiş. Bu tarihi değerinin yanında bir özelliği de Avrupa kara kıtasının ilk İngilizce kitapçısı olması. Burası İngiltere'de basılıp satılamayan birçok kitabın okuyucuyla buluştuğu yermiş.

Adres: 224 Rue de Rivoli

The Abbey Bookshop


Abbey’s Bookshop 1989 yılında açılmış Kanadalı bir kitapçı. Hepsi İngilizce olan kitaplarının çoğu ikinci el ve aralarında aradığınız her konuda kitap bulabilirsiniz. Yalnız önce aramanız lazım. Kitaplar çeşitçe olduğu kadar sayıca da o kadar fazla ki… Aslında birkaç odalı genişçe dükkân öylesine kitap dolu ki içinde hareket edemiyorsunuz. Konularına göre, tarih, yemek, Paris diye kabaca ayrılmış olsa da raflarda belirgin bir düzen olmadığından aradığınızı bulmak çok zor. Eğer konu/tür ararken duvarlardaki rafların arasını gösteren oklar görürseniz şaşırmayın. Rafları yana itin ve arkadaki raflara ulaşın! İşte o derece, içinde hareket etmenin bile zor olduğu bir kitapçı. Eğer yığınların içinde ava çıkmaktan hoşlanan biriyseniz burası tam size göre. Birkaç yüzyılcık önce basılmış kitaplardan Bereketli Olsun kitabına kadar öyle ilginç şeyler gördüm ki bundan ben bile zevk aldım. Veya her zaman yardım isteyebilirsiniz. 

Paris'te Gönül Candaş'tan Bereketli Olsun

Adres: 29 Rue de la Parcheminerie

WHSmith


WHSmith aslında Paris denince akla gelecek bir kitapçı değil. İngiltere menşeili bu zincir zaten burada bahsedilen kitapçıların yanında sönük kalıyor. Yine de burada bahsedecek olmamın iki esas nedeni var. Birincisi Galignani'ye çok yakın, aralarında sadece birkaç bina var. Lourve Müzesi ve Concord Meydanı'na da yakın olduğundan turistik gezilerinizin arasında uğrayabilirsiniz.

İkinci neden ise aslında göründüğü kadar özelliksiz olmaması. Mesela odacıklardan odacıklara geçilen dolambaçlı ikinci katta çok çeşitli çizgiroman bulabilirsiniz. Alt katta ise bazı stantlarda indirimli kitaplar var ve bunlar kıyıda köşede kalmış satılmayan kitaplar değil. Ayrıca birçok kitabın daha uygun fiyatlı olan cep boyu baskılarını da edinebilirsiniz. Sonuçta İngilizce kitapları internet üzerinden kitabın ederi kadar kargo ücreti vererek getirtmektense gidip inceleyerek pratik şekilde alıp valizinize atmak için uygun adres WHSmith.

Başlığa tıklayarak WHSmith Paris'in amatör görünümlü internet sitesine ulaşıp imza günlerini takip edebilirsiniz. Denk gelseydi Jonathan Coe imza gününe gitmek isterdim mesela.


Adres: 248 Rue de Rivoli

Shakespeare and Company

Paris'te İngilizce kitap satan kitapçı diyince akla ilk gelecek yer. Burayı uzun uzun anlattığımdan yeniden bahsetmiyorum. Detaylar şurada: Shakespeare and Company

Adres: 37 Rue de la Bûcherie



Paris'teki İngilizce kitap satan kitapçılar konusunda yazılabileceklerin çok azı bunlar. Daha fazla kitapçı hakkında bilgi için iki bağlantı verebilirim. İlki Dünyevi Zevkler Bahçesi'nden Paris'te İngilizce Kitap Alışverişi. İkincisi ise genel olarak dünyanın her yerinden kitapçı bilgilerini bulabileceğiniz Bookstore Guide'dan Bookstores in Paris ve Report from Paris. Bu listelerdeki bazı kitapçılar (Village Voice ve Tea and Tatter) kapandığı için gitmeden başka kaynaklardan da kontrol ederseniz iyi olur.

17 Kasım 2013 Pazar

Paris, Hemingway ve İki Kitap

Herkes yapar mı bilmem, ben şehir dışına çıkarken gideceğim şehirde geçen bir roman, orayla ilgili bir kitap veya o şehirle özdeşleşmiş birinin hayatını okumaya bayılırım. Paris'teki Eş de çok önceleri görüp beğendiğim ama sonra okumadığım bir kitaptı. Paris arifesi yeniden bu kitabı fark edince pek sevindim çünkü Paris'teki Eş Ernest Hemingway'in ilk eşi Hadley Richardson'ı ve Hemingway çiftinin evliliği ile Paris'teki hayatlarını anlatıyor. Elbette Ernest Hemigway'in yazarlık kariyerinin başındaki mücadelesi ve kişiliği de geniş yer alıyor kitapta. Yani hem Paris'te geçen bir roman, hem de Hemingwaylerin hayatı, daha ne isterim?

Paris'teki Eş Hadley ile Ernest'in tanıştığı gece ile başlıyor. Evlendikten kısa bir süre sonra Paris'e taşındıkları için kitabın neredeyse tamamı Paris'te geçiyor. Çiftin ayrılıp ABD'ye dönmesine kadar devam ediyor. Romanın kapsadığı dönem sadece dört kez evlenen Ernest Hemingway'in ilk eşiyle yaşadıklarını anlatması açısından değil, bir yazar olarak kendini kabul ettirmesi ve ilk eserini yayınlatması mücadelesini de içermesi açısından ilgi çekici. 

Hemingway'in hayat hikayesine hakim olanlar kitapta elbette büyük sürprizler bulamayacaklar. Benim gibi Hemingway'in savaş muhabirliği yapmış, I. Dünya Savaşı ve İspanya iç savaşına katılmış, maço ve çapkın bir doğa adamı olduğu dışında bir şey bilmeyenler için ise heyecanlı bir hikaye. Her şeyden önce tutkulu bir hikaye. Hadley'in tutkusu Ernest, Ernest'in tutkusu ise edebiyat. Ernest de Hadley'i seviyor aslında, Hadley ise kendinden sekiz yaş küçük bu macera sever adamda şüphesiz o yaşına kadar ıskaladığı hayatı, kendine biçilmiş sıkıcı yaşamdan kaçış imkanını buluyor. 

Fedakarlık, hırs, gözyaşı, eğlence, kıskançlık, bencillik, lüks ve yokluk... Hepsinin yaşandığı evliliği yazar Paula McLain Hadley'in ağzından anlatıyor. Nadiren de anlatıcının kim olduğunu içeriğinden anladığımız kısa bölümlere yer veriyor. Hadley'in anlayışlı ve şefkatli tarafını anlatıma da yansıtarak sevdiği sevmediği herkesi iyi ve kötü taraflarıyla sunuyor. Bu tarz ve aradaki kısa bölümler karakterlerin karikatürleşmeden yeniden hayat bulmasını sağlıyor. Böylece benim önceden antipatik bulduğum Ernest'e karşı en azından bir acıma ve anlayış geliştirmeme de neden oldu bile diyebilirim.

Anlatım akıcı, bazen detaylara yer verse de okutuyor kendini. Öykü zaten belli ama ben yazarın da kurgularken fena iş çıkarmadığını düşünüyorum. Okuduğunuz en güzel romanlardan biri olmayabilir ama özellikle Paris'te kitapta bahsedilen caddelerden geçip o kafelerde otururken okumak, özellikle de edebiyat sever biri için harika bir deneyim.

McLain, Hemingwaylerin Paris hayatını birçok kaynaktan derleyip romanlaştırmış, hatta kitabın sonuna bir kaynakça ve son söz eklemiş. Dilerseniz buradan devamla ister Ernest veya Hadley'in hayatı hakkında yeni kitaplara, ister Ernest'ın o dönemde yazdığı yaşadıklarından izler taşıyan romanlara ulaşabilirsiniz.

Hadley, Jake (nam-ı diğer Bumby), Ernest.
Aralık 1925
Kaynak: wikipeadia.com

*   *   *

Nitekim ben de hızımı alamayıp Hemingway'in ilk romanıyla devam ettim okumama. Fiesta: The Sun Also Rises (Güneş de Doğar) roman Paris'teki Eş'te de uzun uzun anlatılan ve çiftin ilişkisinde önemli bir dönemeci imleyen bir tatilden esinlenilerek yazılmış. Romanın anlatıcısı ve baş karakterlerinden biri olan Jake Barnes aslında yazarın kendisi. Savaş arkadaşı delikanlı Bill Gorton ve sıradan ve sıkıcı Robert Cohn ile Panplona'daki şenliğe katılıp yapılacak boğa güreşlerini izlemeye karar veriyor. Jake dahil herkesin hastası olduğu Leydi Bret Ashley ve nişanlısı içkici Michael Campell'ın da onlara katılmasıyla olaylar gelişiyor. Sonrası kısa cümleler... Paris'i, balık avlama gezisini ve boğa güreşlerini anlatan doğa dolu sayfalar. Savaşın yıprattığı kayıp ruhlar, bohem bir hayat, içki, neşe, depresyon, içki, içki...

Paris ziyareti üzerine hele de Paris'teki Eş'te (olabildiğince) işin gerçeğini okuduktan sonra roman ayrı bir tat veriyor. Örneğin matadorun öldürdüğü boğanın kulağını beğendiği kadına göndermesi merasiminin aslında Headley'in başına geldiğini, başkahramanın iktidarsız olmasının belki de Ernest'ın evli olduğu için kendini eli kolu bağlanmış hissetmesine yorulabileceğini bilerek okuyorsunuz.

Kitap, Hemingway'in buzdağı da denen 'bırak eylemler kendisini anlatsın, sadece gerekli olanlar kalsın, gerisini sil at' felsefesinin sonucu kısa cümleli net anlatımının da tipik bir örneği. Diğer yandan Hemingway'le aynı şeyleri gerekli bulmuyorsanız romanın sokak adları, kahramanların yemek saatleri gibi gereksiz detaylarla dolu olduğunu düşünebilirsiniz.

Kurgunun yaşanmış bir olaya dayanması olayın çok da enteresan olduğunu düşündürmesin size. Anlatmakta usta olduğu kayıp nesli simgeleyen klasik bir öykü olsa da herkesi doyurmayabilir. Sürekli bir şeyler olmasını, çarpıcı bir şeylerin gelişmesini beklerken kendinizi kitabın sonuna gelmiş bulabilirsiniz. Ben çok zevk alsam da kitabın bu tarafını da görmezden gelemem. Bu özelliğiyle büyük yazarın büyük romanlarından önceki bir alıştırması izlenimi veriyor.

Yine de yazarın hayatından bir kesit, bir gezi/anı kitabı değerlendirilerek yazarın özgün üslubunun tadına varılabilir. Anlatımı benim için ilginç kılan, dönemin sokak ağzını da romana yansıtmış olması. Bu başta anlamayı zorlaştırsa da 'chap' (panpa, eleman), 'start' (yola çıkmak, gitmek), 'tight' (sarhoş, kafası kıyak), 'rot/rotten'(çok kötü, berbat) gibi kelimelerin anlamını çözdükçe okumak keyifleniyor. Yalnız yazar bol bol Fransızca ve İspanyolca kelime kullanmış. Kitapta bunlara bir dip not bile verilmediğinden kayıplar oluşuyor. Keşke bunları bilmediğimizi yayınevi de kabul edebilseydi.
Soldan sağa: Ernest (Jake), Harold Loeb (Robert), Lady Duff Twysden (Bret),
Hadley (romanda yok), Donald Steward, Pat  Guthrie (Mike)
Bill bu fotoğrafta yok.
1925, Pamplona
Kaynak: wikipedia.com

İki kitabı da gönül rahatlığıyla önerebilirim. İkisini birlikte okumanız iki kattan fazla zevk verirken bir de kitapta bahsedilen yerlere aşinaysanız, hele de hal-i hazırda oralardaysanız, fevkalade keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.

11 Kasım 2013 Pazartesi

Kavim

Ahmet Ümit okumayan var mı?! Şimdi malum reklamdaki gibi bir sessizlik bekliyorum. Kavim'in resimdeki kapağında 31. baskı diyor ama siz ona bakmayın, şu an 32. baskısında ve bundan ayrıca cep boyu da 9 baskı yapmış. Ahmet Ümit gibi en çok satan bir yazarın en çok beğenilen romanlarından. Konusu elbette bir cinayet ve Başkomiser Nevzat.

Bu sefer genç bir adam haç saplı bir bıçakla öldürülüyor, baş ucunda bir İncil var. Ekip katilin bıraktıklarından bir ipucu çıkarmak için Süryani, Nusayri derken... Gizli bir tarikatin işi mi bu? Mafya hesaplaşması mı? Kaçakçılık mı? Ne kadar çok yazarsam polisiyenin yegane unsuru gizemi öldürebilirim o yüzden susuyorum ama şunu söylemeliyim [yarı spoiler] Behzat Ç: Ankara Yanıyor'u izlerken aklıma Kavim geldi [yarı spoiler].

Ahmet Ümit için hep soluksuz okudum veya benzer bir şeyler derler. Gerçekten de akıcı, yormayan, okuyucuyu bağlayan bir anlatımı var. Misal Başkomiser Nevzat'ın kendi kendine düşündüğü/konuştuğu bölümler çok hoşuma gitti. O çelişkileri, kendine kızışları, tam kendisini ikna ederken başladığı noktaya dönüşü çok doğaldı. Diğer yandan dinler, Anadolu kültürleri ve cinayetle ilgili verdiği bilgilerde sanıyorum hiç bilmeyen de anlasın, en dikkatsiz okuyucu da hiçbir şeyi kaçırmasın düşüncesiyle tekrarlara düşmesi ve konuyu uzatması beni biraz sıktı. Birinci tekil kişili anlatımın yukarıda bahsettiğim başkahramanın iç dünyasına açılan samimi bir kapı sağlaması avantajının yanında dezavantajı da vardı. Kurgu gereği Nevzatsız gelişen olaylar yer yer yapay diyaloglarla aktarılıyordu.

Hikayeyi ise genel olarak beğendim. Sıkı bir polisiye okuru değilim o yüzden katili tahmin etmedim, tahmine de çalışmadım. Romanın sonunda aralara serpiştirilen ipuçları birleşti (bunun bir de yapay konuşmalarla özetlenmesi benim için gereksizdi) şok edici değilse de romanın genel seviyesini düşürmeyen bir final oldu. Bazı kısımların ise romanın ana kurgusuna ne kattığını anlayamadım. Örneğin Evgenia'nın Yunanistan'a gidişinin nasıl bir işlevi vardı? Başkomserimin özel hayatı bir kitaptan diğerine dizi gibi takip edebiliyorsak, oradan tutunabilir belki.

Bir arkadaşım Kavim'i okuduğumu öğrenince "Hayatta bir Ahmet Ümit iyidir, fazlasına da gerek yok" mealinde bir şey söyledi. Ahmet Ümit'in hep aynı romanı yazdığı eleştirisini de birkaç kez duymuştum. Ben ilk Ahmet Ümit'imi Sis ve Gece ile yaklaşık sekiz yıl önce okuduğum ve pek bir şey hatırlamadığım için bir şey söyleyemeyeceğim ama geçtiğimiz haftalarda çıkan Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'nin kapağındaki yazı dikkatimi çekti. "Aşk yaşamı, cinayet ölümü sıradanlıktan kurtarır." Buradaki ana fikri 2006 yılında basılmış olan Kavim'de de hemen hemen aynı kelimelerle bulmak mümkün. Bunun Ümit'in bir "motto"su olduğunu düşünmek istiyorum. Sanırım tüm bu kuşkularımın cevabını bir Ümit romanı daha okuyarak bulabilirim. Beyoğlu'nun En Güzel Abisi de çok yakın geliyor bana.

5 Kasım 2013 Salı

Okuma Şenliği: Kış 2013

Okuma Şenliği'nin 2013 Kış ayağı başlamış. Özetle aşağıdaki kategorilerde 3 Mart'a kadar kitap okuyup puan toplamaya çalışıyoruz. Ya da benim gibi "önemli olan katılmaktı" diyerek zaten okuyacağınız kitapları kategorilere sokmaya çabalayabilirsiniz. Detaylar için Okuma Şenliği Kış 2013

Ben önceki okuma şenliğinde finişe bile yaklaşamadım. Sonuç şöyleydi: Okuma Oyununa Var mısınız? O yüzden ben kendimi biraz sütten sayıp her kitabın en az 200 sayfa olması kuralını biraz esnettim. Listenizi oluştururken yardımcı olsun diye Kitap Notları'nda hakkında atıp tuttuğum kitaplara bağlantılar da verdim. İşte listem:


1. 10 puan: Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap okuyanlara.
Vahalla'nın Yükselişi - Clive Cussler (Altın Kitaplar, 2003, 543)

Kitap Notları'ndan... Akıl Oyunları - Sylvia Nasar

2. 10 puan: Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.
Angela’s Ashes – Frank McCourt (Flamingo, 1999, 426 sayfa) 
Shakespeare and Company’den 2 avroya aldım.

3. 10 puan: Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.
Sineklerin Tanrısı – William Golding (İş Bankası Kültür Yayınları, 2006, 253 sayfa)

4. 15 puan: 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
22/11/63 – Stephen King (Altın Kitaplar, 2012, 816 sayfa)

5. 15 puan: Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.
Açlık – Knut Hamsun (Elips Kitap, 2007, 186 sayfa) (OKUDUM)
Hamsun 1920 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü almış. 14 sayfacıktan bir şey olmaz, bu kitabı okurum.

Kitap Notları'ndan... Bitmeyen Kavga - John Steinbeck
Kelt Rüyası - Mario Vargas Llosa 
Altın Defter - Doris Lessing

6. 15 puan: Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar (Dergah Yayınları, 2005, 395 sayfa)
Bostan Patlıcanı övmüş; okumaz mıyım?

Kitap Notları'ndan... İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

7. 15 puan: Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.
Norwegian Wood – Haruki Murakami (Vintage Books, 2000, 296 sayfa)
Japon Edebiyatı. Yaz şenliğinde de listemdeydi ama yetişmemişti.

8. 20 puan: Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.
The Informant – Kurt Eichenwald (Broadway Books, 2001, 629 sayfa)
Based on a true story, 2009 yılı Soderbergh filmi, başrolde Matt Damon, IMDB puanı 6,5 ama olsun yine de izlerim.

Kitap Notları'ndan... Kelebek, Akıl Oyunları, Bitmeyen Kavga'ya ek olarak
Effi Briest - Theodor Fontane
Boleyn Kızı - Philippa Gregory
Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini

9. 20 puan: Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.
The Left Hand of Darkness – Ursula Le Guin (Ace, 2010, 304 sayfa) (OKUDUM)
Olaylar kış gezegeninde geçiyor, hava gerçekten çok soğuk!

Kitap Notları'ndan... Taht Oyunları - George R.R. Martin

10. 25 puan: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.

11. 25 puan: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.

12. 25 puan: Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını okuyanlara.
The Sun Also Rises – Ernest Hemingway (Arrow Books, 2004, 216 sayfa) (OKUDUM)
Aslında The Torrents of Spring (Mayıs 1926) kitabı bundan birkaç ay önce 1250 tane basılmış, sonra ciddi basım ve dağıtımı The Sun Also Rises (Ekim 1926) ile birlikte yapılmış. Üstelik bu kitap Hemingway’in ilk ciddi yazarlık eseri olarak kabul ediliyor. O yüzden gönül rahatlığıyla okuyorum.

13. 25 puan: Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.
Tesla: Anlaşılmamış Dahi – Margaret Cheney (Aykırı Yayıncılık, 2009, 286 sayfa) (OKUDUM)

Kitap Notları'ndan... Akıl Oyunları'na ek olarak
Hayatım - Bill Clinton
Rıza Güral'ın Tornası - Rıdvan Akar
Zarafet - Donald Spoto (Audrey Hepburn)
Onun Parlak Işığı  - Danielle Steel (Danielle Steel'in oğlu Nick Traina)

14. 30 puan: Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara.
The Firm - John Grisham (Deli, 2003, 501 sayfa)

15. 40 puan: Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara.
Açlık Oyunları Üçlemesi
1. The Hunger Games - Suzanne Collins (Scholastic, 2008, 374 sayfa) (OKUDUM)
2. Catching Fire - Suzanne Collins (Scholastic, 2009, 391 sayfa)
3. Mockingjay - Suzanne Collins (Scholastic, 2010, 390 sayfa)
Aslında Asimov'un Vakıf serisindan üç kitap okumak isterdim ama bu kitaplar da ilgimi çekti ve biraz da kolay okunacak kitaplar olsun istedim.


Puan Durumu: 85


1 Kasım 2013 Cuma

Shakespeare and Company


Dünya’nın en ünlü kitapçısı belki de Paris’in Latin mahallesindeki Shakespeare and Company’dir.  Aslında iki Shakespeare and Company’den bahsetmek gerek.  İlki Sylvia Beach tarafından 1919’da kurulan ve Ernest Hemingway, F. Scott Fitzgerald, Gertrude Stein, Ezra Pound, James Joyce  gibi yazarlarının buluşma noktası haline gelen kitapçı. Aynı zamanda bir kütüphane ve yayınevi. Parasızlık günlerinde Hemingway buradan az kitap ödünç almamış. James Joyce’un şaheseri Ulysses ise ülkesinde yasaklıyken 1922 yılında Shakespeare and Company tarafından basılmış. 1940’ta Almanlar Paris’i işgal edince kitapçı da kapanmış.

Kayıp Kuşak özel bir bölümü hak ediyor.
İkinci Shakespeare and Company ise George Whitman tarafından 1951 yılında kurulmuş. İşte turist rehberlerine ilk ondan giren mekan da Whitman’ın kitapçısı (ancak kitapçının bu adı almasının Sylvia Beach’in 1963’teki ölümünün akabinde gerçekleştiğini belirtmeden geçmeyelim). Bu sefer de Beat Kuşağı yazarlarının mekanı olan kitapçı kütüphane ve yayınevi özelliklerine birkaç saat kitapçıda çalışmaları karşılığında gezginler için yatakhane işlevini de eklemiş. 

"Yabancılara düşmanca davranmayın, belki de tedbil-i kıyafet meleklerdirler."
Bu kadar tarih yeter. Merak edenler Sheakespeare and Company başlıklı kitaptan detayları okuyabilirler. Gelelim neler var neler kısmına.


Merdivenler?
Shakespeare and Company yan yana iki kitapçıdan oluşuyor. Sırtınızı Sen Nehri’ne verdiğinizde sağınızda kalan dükkan yeni kitapların satıldığı yer. Kitaplar İngilizce ve çoğu karton kapaklı. Duvarları tavana kadar kitaplarla kaplı. Kitap doz aşımından anlaşılmayan hem tematik hem de alfabetik bir düzen var. Dükkanın ön kısımlarında edebiyat hakim, derinliklere doğru, kültür, sanat, yemek gibi farklı konular kendine yer bulmuş. 

Üst kat ise çocuk ve gençlere yönelik kitaplarla Sylvia Beach’in anısına adanmış bir kütüphaneye mekan oluyor. Burada bir küçük bölüm ziyaretçilerin notlarıyla dolu, bir başka minicik kulübede ise eski bir daktilo, bir masa, bir lamba ve bir sandalye var. Sylvia Beach kütüphanesinde bir zamanlar Simone de Beauvoir, Jean Paul Sartre ve Sylvia Beach’e ait olan kitaplar yer alıyor. Kütüphanedeki okuma salanı aynı zamanda birçok etkinliğin mekanı.Shakespeare and Company yan yana iki kitapçıdan oluşuyor. Sırtınızı Sen Nehri’ne verdiğinizde sağınızda kalan dükkan yeni kitapların satıldığı yer. Kitaplar İngilizce ve çoğu karton kapaklı. Duvarları tavana kadar kitaplarla kaplı. Kitap doz aşımından anlaşılmayan hem tematik hem de alfabetik bir düzen var. Dükkanın ön kısımlarında edebiyat hakim, derinliklere doğru, kültür, sanat, yemek gibi farklı konular kendine yer bulmuş. 


Okuma salonu
Üst kat ise çocuk ve gençlere yönelik kitaplarla Sylvia Beach’in anısına adanmış bir kütüphaneye mekan oluyor. Burada bir küçük bölüm ziyaretçilerin notlarıyla dolu, bir başka minicik kulübede ise eski bir daktilo, bir masa, bir lamba ve bir sandalye var. Sylvia Beach kütüphanesinde bir zamanlar Simone de Beauvoir, Jean Paul Sartre ve Sylvia Beach’e ait olan kitaplar yer alıyor. Kütüphanedeki okuma salanı aynı zamanda birçok etkinliğin mekanı.

"Sylvia Beach Kütüphanesine hoş geldiniz.
Kitaplar okumanız için burada ancak lütfen bu cömertliğin karşılığını
 kitapları aldığınız yere doğru sırayla geri koyarak verin."
Buraya girip de kitap bolluğu içinde kendinizi kaybederseniz girişin solunda yer alana bizim seçtiklerimizi temalı köşeye bakabilirsiniz. Shakespeare and Company’nin de tuzunun bulunduğu güzel kitaplar ver burada. Eğer yeni veya ikinci el fark etmez, kitap alırsanız ilk sayfasına kocaman bir Shakespeare and Company damgası vurulacağını bilin. Kitap aşığı bir arkadaşınız için en güzel hediye bu olabilir.



Soldaki dükkan ise ikinci el kitapların bulunduğu yer. Geç giderseniz diğerine nazaran daha erken kapanan bu bölümü öncelikle gezmenizi tavsiye ederim. Bir de sabırlı olmanızı. Çünkü bu kısımda düzen gerçekten çok az. Bazı raflar düzenlenmiş olsa da kitapların çoğunluğu yığınlar halinde her yerde, masalarda, zeminde, raflarda, sandalyelerde… 19. yüzyılda basılmış bir kitabın altından Amis’e ait bir roman onun da altından bir klasik çıkması mümkün. Eğer şansınız yaver giderse başka yerde bulamayacağınız kitapları burada bulabilirsiniz. Gerçekten sürprizlerle dolu bir yer; aradığınız bir kitabı değil ama kitabın eski sahibinin fotoğraflarını da bulmanız mümkün. Yok ben satıcıyım derseniz öğleden akşam 7’ye kadar özellikle karton kapaklı kitaplarınızı getirebilirsiniz. 


İkinci el kitaplar... Başka bir yerde Yachar Kemal de gördüm. 

Etkinlikler, etkinlikler...

2011 yılında ölen Whitman’ın kızı tarafından işletilen Shakespeare and Company sıradan bir kitapçıdan daha çok bir edebiyat merkezi gibi: çocuk saatleri, kitap klübü toplantıları, okuma ve yazma atölyeleri, söyleşiler, imza günleri, dinletiler, FestivalandCo Edebiyat Festivali…

Geçmişiyle, detaylarıyla, edebiyat dünyasına etkisiyle, aslını koruyan ilginç Shakespeare and Company kitap severler için büyülü bir dünya. Bana sadece burası yetmez diyenler için Paris’te İngilizce kitap satan kitapçılar yakında geliyor…
Sağım solum kitap.

30 Eylül 2013 Pazartesi

Aa bu fotoğraf...



Blogcular yazılarının, fotoğraflarının hatta bloglarının tamamen kopyalanmasından çok çeker. Kitap Notları da çok "faydalanılan" bir blog; abartılmadığı sürece artık durumu kabullendim. Yalnız bu sabah Radikal'in kitap sayfasını açınca çok şaşırdım. Bir an her şey çok tanıdık geldi. Siz de bakın bakalım tanıdık gelecek mi?

İnternet aleminde oluyor böyle şeyler, ne yapalım. Zaten bu fotoğrafı kullanmayan kitap fuarı organizasyonu, internet sitesi, hatta sözümona haber ajansı kalmadı. Ama altta küçük bir kaynak belirtilseydi ne güzel olurdu demeden de geçemiyorum. :) Hele bir de gazetelerin kendi ürettikleri içeriğin orada burada kullanılmasına gösterdiği tepkiyi düşününce...

18 Eylül 2013 Çarşamba

Üç Kitap Bir Arada



Mor Kitaplık yazılarımla yine karşınızdayım. Öykü, otobiyografi, kuram... ne ararsanız.


Eğlenerek öğrenmek için çizgi bilim! Günlük hayatta karşılaştığınız sorun ve çelişkilere ışık tutabilecek olan eleştirel teoriyi içerikten çalmadan özetleyen bir kitap. Ne kadar ''giriş'' seviyesinde olduğu iddia edilse de kuramla az da olsa tanışık olanların daha fazla verim alacağını düşünüyorum. >>>


Gerçek hikayelere duyduğum tutuku malum. Müthiş bir mücadele, etkileyici bir dürüstlük ve yalın bir dille anlatılmış. Özellikle gençlere tavsiye ediyorum. >>>


Cinselliği ve ilişkileri konu alan 13 kısa öykü. Belki bir şaheser değil ama anlatımı, cinselliği bayağılaştırmadan sunabilmesi kitabı keyifle okutuyor>>>


Daha önce yayınlanmış yazılara ulaşmak isterseniz o da düşünüldü:

11 Eylül 2013 Çarşamba

Müzik ve Sessizlik


Müzik ve Sessizlik (Music and Slience) Danimarka Kralı IV. Christian'ın hayatından iki yılı (1629-30) saraya çalışan olarak girmiş iki kişinin, lavtacı Peter Claire ve nedime Emilia'nın eşliğinde anlatıyor. Kralın sarayına müzisyen olarak gelen Peter yakışıklılığıyla Kral'ın ''koruyucu meleği'' olunca özel sorumluluklar yükleniyor; Emilia ise üvey annesinin kötülüğünden kaçarak Kral'ın eşi Kirsten Munk'un ''kadını'' olarak çalışmaya başlıyor. Bu iki genç birbirlerine tutulutken, Kral, eşinin sevgisine karşılık vermemesi ve ülkesinin ekonomik çöküşü nedeniyle zor zamanlar geçiriyor ve sağlık sorunları da giderek artıyor... Yaşananların kötülük-iyilik, aydınlık-karanlık, müzik-sessizlik gibi ikililerle anlatıldığı romanda Kral ve eşinin yaşadıkları genç aşıkları da ayrı düşürüp onları sınıyor.

Rose Tremain, tarihi romanlar ve büyülü gerçekçilik uslubunu benimsediği kitaplar yazan ödüllü bir yazar. Müzik ve Sessizlik yayınlandığı yıl (1999) Yayıncılar Birliği Ödülü olan Whitbread Roman Ödülü'nü kazanmış. Yazarın Renk (The Colour) adlı yeni dünyadaki altın avcılığını konu alan romanı ise ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesinde yer alıyor.

Ben de acaba Renk'i mi alıp okumalıymışım diye düşünüyorum. Zira sonda söyleyeceğimi başta söyleyecek olursam; bu 507 sayfalık roman beni doyurmadı. Düzeltideki hatalara rağmen usta işi bir anlatımın tadına varılıyor. Yazarın, Kral IV. Christian'ın yaşamı, dönemi günlük hayatı ve diğer birçok detay üzerine kapsamlı ve detaylı araştırmalar yaptığı açık. Bu bilgi ve anlatım gücünün birleşimi etkileyici bir atmosfer yaratıyor. Soğuk, taşkın eğlenceler, karanlık, yünlü kumaşlar... Hatta atmosfer konusunda yazar o kadar iddialı ki tarihsel doğruluğu ikinci plana itiyor. Mesela okuduğum bir yoruma göre Rusların gümüş madenciliğinde romanın geçtiği dönemden çok daha sonra uzmanlaşmış. Oysa romanda Rusya'dan gümüş çıkarmak için maden ustaları getirtiliyor.

Danimarka Kralı IV. Christian
Pieter Isaaczs, 1611-1616

Karakterler kimilerine trajedya kahramanları gibi gelebilir; katıksız kötüler ve sonsuz iyiler. Ben romanın en ''şirret'' karakteri Kirsten'in en aşırı isteklerinde bile onu nefret edilesi bulmadım. O iyilik meleği Emilia bile nefret ettiği üvey annesinin ölmesini istemekte bir sakınca görmüyordu. Üvey anne ise ahlaksız olabilir ama sadist eya despot değildi bence. Neyse romanı henüz okumamış olanlar için sıkıcı olan bu kısmı kesip romanın beni neden tatmin etmediğine geleyim.

Bütün anlatım ustalığına, araştırmaya, atmosfere, ilginç karakterlere rağmen olay örgüsü bence romanın iddiasını taşıyacak kadar güçlü değildi. Hiçbir noktada okuyucuyu şaşırtacak bir dönüş yoktu; genel olarak da upuzuuun romanı okuyup bitirdiğinizde hafızanızda uzun yıllar saklayacağınız ilginç veya çarpıcı bir öykü de kalmıyor. Şimdiye kadar okuduğum tarihi romanlar bir zamanlar yaşamış olan kahramanlarının ve gerçek olayların gücüyle ilerliyor usta yazarların araştırması ve tekniği ise dengeli bir şaraptaki gibi diğer unsurların üstüne bu denli çıkmıyordu. Oysa Müzik ve Sessizlik tüm güzelliğine rağmen öyküsünün sıradanlığı yüzünden zayıf ve kırılgan; taneni ve gövdesi olmayan, güzel renkli hoş kokulu ve taze asitli bir şarap gibi, üstelik magnum şişedeki bir şarap.

Kirsten Munk, Kralın karısı,
ve nefret ettiği çocuklarının bir kısmı
Jacob von Doordt, 1623