26 Haziran 2012 Salı

Kitap İçinde Kitap

Hiç rüyanızda rüya gördüğünüzü veya uyuduğunuzu gördünüz mü? Garip değil mi? Buradaki gerçeklik ve gariplik halini okuduğum romanın kahramanının bir kitap okuduğu hallerde de yaşıyorum. Hele de romanda geçen kitap adıyla yazarıyla bizim dünyamıza aitse hemen sahicilik köprüleri kuruluveriyor.

Kahramanına kitap okutan romanlar iki açıdan hoşuma gidiyor. Birincisi ben de okumayı seviyorum (görüldüğü üzere!) ve kahramanla romanın sınırlarını aşan bir iletişim kurabiliyorum. İkincisi yazarın hem bir kitap sever hem de sanatçı egosuna sahip olduğunu düşünerek bu iki gücün çarpışmasından galip çıkıp roman kahramanının ellerinde beliren kitapları merak ediyorum, öğrenmek hoşuma gidiyor.

Siz de kitapları seven kitaplardan hoşlanıyorsanız buyurun...

Çatıkatı Âşıkları - Şükran Yiğit

Süreyya Hanım 70 metrekarelik çatıkatında kendine bir dünya kurmuş, eski tip bir kırtasiye dükkânı işleten, kitaplarla yaşayan  altmış iki yaşında kadındır. Arnavutköy'deki apartmanının karşısındaki binanın çatıkatında da iki dairesi vardır. Bunları güneyli bayan ve niteliksiz adama kiraya verir. Aslında onları kiracı değil kendine arkadaş seçmiştir. Tam da onlar taşınırken Süreyya Hanımın dükkanına bir mektup gelir... Geçmişin gölgeleri arasında işin içinden çıkmaya çalışan üçlünün öyküsü akıp gider.

Bu kitapta hem Süreyya Hanım hem de "niteliksiz adam" Mercan okumayı ciddi uğraş edinmişlerdir. Roman boyunca şu kitaplardan bahsederler:
* Niteliksiz Adam - Robert Musil
* Günlerin Köpüğü - Boris Vian
* Hüzünlü Kahvenin Türküsü - Carson McCullers
* Kayayı Delen İncir - Turgut Uyar
Anita Meierwisch'in Blomberg'de Kar Yağıyor ve Calm Rice'ın Aşk Şiirleri diye iki kitap daha geçiyor ama araştırmalarımda bu kitapların gerçekliğine dair bir bulguya rastlamadım. 

Yiğit bu kitabı "bu dünyada kendileri için mümkün olmasına rağmen, ne pahasına olursa olsun kazanmaya oynamayan iyi insanların varlığını hissetmek ve hatırlatmak için" ve "üç iyi insanın daracık da olsa hayata çıkan bir yolda buluşabildiklerini umut etmek" için yazmış. Romanın sade ve sıcak atmosferi benim de hoşuma gitti, kitaptaki herkesin birer terk ediliş/terk ediş öyküsünün olması ve yeri geldiğinde bunların açığa çıkması da güzeldi. Öte yandan hikâyede genel olarak böyle bir iyilik romanı için fazla tedirgin ediciydi,  kurguda da yer yer boşluklar vardı. Bir de sonu gelmez imlâ hataları okuma zevkini bir hayli bozdu.

Firmin: Hümanist Entel Serseri - Sam Savage

Boston'da bir kitapçının deposunda on üç kardeşinin en küçüğü olarak dünyaya geliyor Firmin. Anne sütü için kardeşleriyle mücadele edemeyecek kadar zayıf olduğundan etraftaki kitapları kemirmeye başlar. Sonra tadı bu kadar güzelse okumak harikadır kim bilir diyerek okumayı, düşünmeyi, hissetmeyi öğreniyor. Firmin kitapları ve kitap dükkânındaki hayatı tanımasıyla insanların dünyasına da bir adım atıyor. Her gün biraz daha bilgin, biraz daha duygun, biraz daha olgun olan faremiz birçok doğuştan insanın olamadığı kadar insanlaşıyor. Pembroke Kitapları'nın sahibi Norman Shine'la tek taraflı ilişkisi, kitapçının bulunduğu Scollay Meydan'ın belediyece yıkılışı, bohem yazar Jerry Magoon ile yaşadığı dönem, Rialto Tiyatrosu, "sıradan, cahil yiyecek" bulma maceraları boyunca kitap mizahi ve doğal anlatımının altında giderek artan bir melankoli taşıyor.

Savage'ın kitabı Kirkus Review tarafından "Kitapseverler için muhteşem bir hazine" olarak tanımlanmış. Gerçekten de kitap, kitaplar, yazarlar, alıntılar ve kitap sevgisiyle dolu. Sadece edebiyata değil her türlü ciltli neşriyata sonsuz çekim hisseden Firmin en sonunda kendi hikayesini anlatırken de ilk paragrafta üç yazarın (Nabokov, Tolstoy, Ford Madox Ford) üç ünlü kitabının (Lolita, Anna Karenina, İyi Asker) açılış cümelerini alıntılıyor. Kitabın geri kalanında da sayısız kitaptan bahsediliyor. En önemlilerini seçmek çok zor çünkü Firmin hepsine aşık. Yine de Firmin'den bir alıntıyla gözdelerini sıralayabilirim:
"O ilk baş döndürücü günlerde ne kitaplar keşfettim bir bilseniz! Bugün bile o kitapların isimlerini söylemek gözlerimi yaşartır. Söyleyin o zaman, yavaşça, ve bırakın erisin kalbiniz. Oliver Twist. Huckleberry Finn. Muhteşem Gatsby. Ölü Ruhlar. Middlemarch. Alice Harikalar Diyarında. Babalar ve Oğulları. Gazap Üzümleri. Tenin Yolu. Amerikan Trajedisi. Peter Pan. Kırmızı ve Siyah. Lady Chatterley'in Sevgilisi."
Kitapları sevenlerin ve birazcık fanteziden rahatsız olmayacakların bu kitaptan da zevk alacağını, sonunda kendilerine uzunca bir okuma listesi çıkaracaklarını düşünüyorum.

Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın - Selim İleri

Bir nehir roman denemesi. Geçmiş, Bir Daha Geri Gelmeyecek Zamanlar serisinin ilk kitabı. Hani edebiyat derslerinde olay öyküsü-durum öyküsü diye bir şey anlatmışlardı ya bize... eğer romanları da böyle sınıflayabilsem bu kitabı da durum romanı başlığının altına yazardım. Çok kişisel bir eser. Selim İleri eskiye dair sevdiklerini, hissettiklerini, düşüncelerini, hatıralarını işte içinden ne geçmişse hepsini biraz hayal gücüyle karıştırıp yazmış. 1890 ila 1930 arasında bir zamanda, onunla birlikte biz de bir kurabiye kutusundan bir kitapçının vitrinine, anneannesinin mutfağından dönemin moda dergilerindeki illüstrasyonlara savrulup duruyoruz.

Elbette bir yazar kitap sever, böyle olunca kitaplar ve yazarlar uzun uzun anlatılmış.
* Refik Halit Karay - Türk Prensesi Nilgün (üçleme)
* Reşat Nuri Güntekin - Damga
* Samipaşazade Sezai - Sergüzeşt
* M. Turhan Tan - Safiye Sultan
Kitabın dördüncü bölümü "Türk Prensesi", Türk Prensesi Nülgün üçlemesine ayrılmış; üçleme, onun anlatıcıdaki etkisi ve tüm çağrıştırdıkları detaylıca anlatılmış. Kitapta ayrıca Ahmet Haşim, Yakup Kadri, Halid Ziya, Abdülhak Hamit gibi birçok edebiyatçı hayallerle yeniden canlandırılmış.

İnsan böyle bir yazarın ödül almış kitabına bunu derken çok zorlanıyor ama ne yapayım okurken çok ama çok zorlandım. Kitapta takip edilecek bir karakter veya olay olmamasının yanında, ve bundan ziyade sıfatların, çağrışımların, uzun cümlelerin arasında kaybolup gitmiş birbiriyle ilgisiz gibi görünen bölümler beni çok yordu. Ancak yazarının tam olarak anlayabileceği çok kişisel bir açıdan yazılması kitapla arama kalın duvarlar çekti. İleri'nin dil güzelliği tartışılmaz; hangi kitaptan yeni kelimeler öğrendiniz en son? Fakat üslupçuluk kişisellikle birleşince bana ağır geldi. Kitabı ara vererek azar azar okudum ve bu şekilde daha kolay hazmedebildiğimi gördüm. Kitabı Selim İleri severlere şiddetle tavsiye etmekle birlikte yavaş yavaş okunmasını, İleri ile tanışma kitabı olarak da başka bir eserinin tercih edilmesini öneriyorum.

Şurada kitap hakkında daha fazla detay bulabilirsiniz: Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın - Selim İleri

11 yorum:

  1. Ben özellikle Firmin'i merak ettim, hele alıntıladığın paragrafta en sevdiğim kitapları sıralaması beni çok heyecanlandırdı:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Eren, kitap tam kitap "fare"lerine göre ;) İnsanı alıp kitapların dünyasına götürüyor, şu dönemde okunmaya çok müsait.

      Sil
  2. Catikati asiklari listeye alindi, bu tip gecmeli kurgulari cik severim. Ruya, ruya icinde ruya, gercekle baglantisi konularinda Murat Gulsoy cok iyidir, herkese tavsiye ederim.
    Kalemine saglik.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, yalnız Şükren Yiğit'in Ankara Mon Amour adlı kitabı da çok övülüyor; hatta daha çok ;)

      Sil
  3. Benzer bir yazıyı "kitap içinde kitap yazan kitaplar" için de bekliyorum, eline sağlık =)(tekerleme gibi mi oldu ne?)

    Aklıma ilk gelen Paul Auster'ın Yanılsamalar Kitabı oldu. Şu an elimde sürünen Kalpazanlar da öyle sanırım... Senin de elinden gelip geçmiştir illaki benzerleri =)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yanlış anlamadıysam neyi kastettiğini biliyorum :) John Updike'ın "Bech Döndü"sünde de benzer bir durum vardı... Hımm, gerçekten de belki yazar tıkanması(writer's block)temalı kitaplar yazısı hazırlayabilirim.

      Sil
  4. "Çatıkatı Aşıkları" üzerine...
    http://www.siyaz.net/catikati-asiklari/

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yazınızı kitabı okuyup bitirdikten hemen sonra okumuştum :) Birkaç gün önce de Paris'te Bir "Jön Türk"ü bitirdim; yakında (Ermenistan'da Bir Türkiyeli ile birlikte) onu da yazacağım.

      Sil
  5. Chris McCandless'ın gerçek yaşam öyküsünü kaleme alan Jon Krakauer'in "Yabana Doğru" kitabı geldi aklıma bu yazınızı okuyunca. Bu kitabın içinde de o kadar çok kitap adı geçiyor ki,sanırım Chris McCandless okuduğu kitaplardan (özellikle Jack London'ın ve Tolstoy'un kitaplarından) fazlasıyla etkilendiği için evini barkını terk ediyor. Bir insan okuduğu kitaplardan gerçekten bu kadar etkilenebilir mi diye sormaktan kendimi alamamıştım.
    Bu arada sayfanızı çok beğendiğimi de eklemek isterim. Burada bahsi geçen kitapları, yorumlarınızı okuduktan sonra alıyorum. Gazetelerin vermiş olduğu kitap tanıtım eklerinden daha faydalı buluyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bahsettiğinize göre tam bu listeye girecek kitapmış Yabana Doğru. Ben film halini izledim, o yüzden kitabı okuyamıyorum (böyle bir huyum var) ama bu güzel bilgi için teşekkürler. Çok etkilendiğim, beğendiğim bir filmdi.
      Ayrıca nazik övgünüz için de teşekkür ederim. Bu blogu okumayı sevenlere bir yardım olsun, ben de onların yorumlarından başka kitaplar bulayım onlar da bana yardımcı olsun diye açmıştım. Hedefime ulaşmışım :)

      Sil
  6. Bu listenize son zamanlarda okuduğum iki kitabı daha eklemek isterim. İlki Gabrielle Zevin'in "Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikayesi" ve Marie-Sabine Roger'dan "Allak Bullak".

    YanıtlayınSil

Söyleyecek sözü olanlara bayılırım! :)