27 Mayıs 2012 Pazar

Endüstriyel Roman

Durun, hemen edebiyatın ticarileşmesi, satış rakamlarının kalitenin önüne geçmesi falan gelmesin aklınıza. (Tabi aslında konunun onunla da ilgisi var ama çok uzaktan*.) "Ne olacak bu İngiltere'nin hali?" (Condition of England) romanları olarak da bilinen endüstriyel romanlar, Viktorya dönemi edebiyatının parçası, sosyal roman türünün bir alt dalı. 19. yüzyılda sanayi devriminin getirdiği sarsıcı değişimin ağır sosyal ve ekonomik etkilerini işleyen ve çalışan sınıfın sıkıntılarını yansıtan bu romanların en önemli örneklerinden biri de Dickens'ın Hard Times romanı. Yalnız Hard Times dahil, endüstriyel (sanayi) romanların savunulanın aksine çalışan kesimin sıkıntılarını değil, yeni düzende aristokrasinin yeri ve sorunları üzerine yoğunlaştığı da eleştirilerden biri. David Lodge'un Nice Work adlı romanı ise bu türün çağdaş temsilcisi. 

Hard Times (Zor Günler) - Charles Dickens

Dickens hayattayken okuyucularından büyük ilgi görmüş, çağımızın değimiyle üst üste "best-seller"lar patlatmış bir yazar. O günler de şimdikinden pek farklı değilmiş ki belki de popülaritesi yüzünden eleştirmenden ve edebiyat çevrelerinden pek takdir görmemiş; edebiyatçılar ona burun kıvırmış. Dickens'ın o günlerden bugünlere, hem okuyucu sayısını katlayarak hem de yoğun edebi övgülere mazhar olarak klasik mertebesine ulaşmasını ustalık dönemi romanlarına bağlayabiliriz. Hard Times, işte Dickens'ın o ustalık eserlerinden biri. Dickens meşhur alaycılığının ve tasvirlerinin en yetkin örneklerini sunuyor bu romanında. Bu romanı ustalık eseri - ve ciddi sanat çalışması - sınıfına sokan sade onun üslubunun ustalığı değil, aynı zamanda yüksek dozlu sosyal eleştirisi.**

Roman, Dickens'ın da yaşadığı 19. yüzyılın ilk yarısında, İngiltere'nin sanayi devriminin dişlileri arasında yeniden şekillenip şekillenirken de derin acıların çekildiği dönemde geçiyor. Mekansa yazarın Hard Times'ı yazmadan önce ziyaret ettiği Preston'dan esinlenerek yarattığı duman, kömür tozu ve beton kaplı, hayali Coketown. Çağın (ve günümüzün) faydacı zihniyeti özellikle de insanı insan yapan ve mutlu eden unsurları nasıl yok saydığı sert şekilde gözler önüne serilip, vahşi bir mizahla yerden yere vuruluyor. 

Kitap üç bölümden oluşuyor: ekim (sowing), hasat (reaping), depolama (garnering). Bu bölümler anlaşılacağı üzere romanın giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini teşkil ediyor. Ekim bölümünde Bay Gradgrid'le tanışıyoruz. Şehrin önemli adamlarından, sadece akla itimat eden, gerçeklerden (facts!) ve matematiğin kesin sonuçlarından başkasını şiddetle reddeden, işlevsel olmayan her türlü heves ve zevki hor gören, soruları değil tek ve kesin cevapları önemseyen, hem okulundakileri hem de kendi çocuklarını bu disiplinle yetiştiren bir adam. Onun çok saygı duyduğu arkadaşı Bay Bounderby ise gençliği fakirlik içinde geçmiş fakat sonra Coketown'da bir banka, fabrikalar ve mülkler edinmiş, incelikten ve empatiden yoksun, kendini beğenmişliğin doruklarında, Grangrid'in faydacı zihniyetini aynen benimseyen bir sermaye sahibi. Lousia ve Tom, Bay Grangrid'in demir yumruğu altında eğitilmiş çocukları...

Öte yanda, sevdiği kadınla burjuvaların hukuku yüzünden kavuşamayan ve önyargılarla hırpalanan emekçi Stephen Blackpool, zengin bir aileden gelme havai ve zevk adamı James Harthouse, sosyal sınıf takıntılı, geçmişte yaşayan, sinsi Bayan Sparsit, bir sirkte fakirlikle büyümüş, istatistikleri değilse de empatiyi, sevgiyi ve hayal kurmayı öğrenmiş Sissy... Romanın büyüsünü bozmadan burada bırakıyor, faydacı sistemin ne hallere düştüğünü ve zenginlerin adaletinin iki yüzlülüğünü görmek için sizi kitabı okumaya davet ediyorum.

Bu noktaya kadar birçok İngilizce kelime kullanmam ukalalığımdan değil, kitabın İngilizcesini okumuş olmamdan. Benim için tam bir sınama (challenge?:)) oldu ve Dickens'ın ince betimlemelerinden ve karakterlerin diyaloglarda hayat bulmasından müthiş zevk aldım. Adım Yayınları'ndan çıkan çevirinin birkaç bölümünü okudum ve aynı tadı alamadığımı gördüm. Bu yüzden okuyabilenlere İngilizce metni yeğlemelerini tavsiye ediyorum. Israr edemiyorum çünkü orta derece İngilizce bilenlere bildiğini unutturacak "she don't mind", "four and fourty year of age" gibi kullanımlar ve "Thou'rt not fearfo' " gibi yazımlar var. Yalnız vurgulamadan edemeyeceğim eğer kitabı Türkçe okur ve anlamaz/zevk almazsanız üzülmeyin, nedeni çeviridir bunu bilin.


Nice Work (İyi İş) - David Lodge


Bir edebiyat profesörü roman yazarsa nasıl olur? Çok şahane oluyormuş. Yukarıdaki tarifimden endüstriyel romanı nedir anlamadıysanız bu kitaptan anlayabilirsiniz. Hatta edebiyatla ve teorisiyle ilgili birçok bilgiyi de bulabilirsiniz.

İki baş rolümüz var. Victor Wilcox, bir fabrikanın genel müdürü. Pazar ekonomisi kafasıyla düşünmeye alışmış, her şeyi verim hesabıyla değerlendiren, sürekli "bunun parası kimden çıkıyor?" diye düşünen, çalışmaktan başka hobisi olmayan, çalışarak çocukluğunu zorluklarından şimdiki lüks bir hayatına ulaşmış, üç çocuk babası bir adam. Robyn Penrose ise bir İngiliz edebiyatı doktoru. İş bulmakta zorluk çeken, üniversitelerin bütçelerinin hükumet tarafından kesintiye uğratılmasıyla iş bulmakta müthiş zorluk çeken ve geçici bir okutmanlık görevinde çalışan, 19. yy. endüstriyel romanı üzerine uzmanlaşmış, kızıl saçlı, uzun boylu, özgür, feminist, sol eğilimli biraz da pasaklı... (Belki Robyn daha çekici geliyordur ama ben kitap boyunca Vic'e sempati duydum. Ayrıca isimlerin açıklaması için buradan.)

Kahramanlarımız Sanayi Yılı etkinlikleri kapsamında uygulamaya konan ve üniversiteler ile sanayi arasındaki anlayışı geliştirmeyi hedefleyen bir "gölge programı" vesilesiyle bir araya geliyor. Haftanın bir günü Robyn, Victor'u gölge gibi takip ediyor. Kaçınılmaz olarak tartışmaya, birbirlerinin işine burunlarını sokmaya ve çekişmeye başlıyorlar.

Kitabın ilk bölümü karakterlerin ikinci bölüm ise ortamın (fabrika ve üniversitenin) tanıtılmasıyla geçiyor. Sonraki üç bölüm ise eğlenceli ve sürprizlerle dolu. Final bölümü olan altıncı bölümün öncekilerden tek farkı daha da çok sürpriz barındırması.

Sürpriz dedim ama müthiş bir kurgu beklemeyin. Olaylar iki dünya/iki insan arasındaki farkları, etkileşimi ve sonunda geçirdikleri değişimi göstermek amacıyla bir taban olarak kullanılmış. Hatta finalin çarçabuk toparlanmış görüntüsü vermesi, Charles'ın geçirdiği ani ve bence manasız değişim ve finalde her şeyin yağdan kıl çeker gibi çözümlenmesi, kurgu bakımından beni tatmin etmedi.

Öte yandan, kitabın gücü karakterlerinde saklı. Onlarla birlikte eğlenip, onlarla birlikte geriliyorsunuz. Diyalogların da bunda katkısı büyük. İnce bir mizah var. Tasvirleri ayrıca beğendim. Uzun betimlemelere dayanamayanlar için müthiş. Tam dozunda ve kritik detaylar hem okuma temponuzu bozmuyor hem de anında mekânların ve insanların gözünüzde canlanmasını sağlıyor.

Hem bu mizah ve tasvir gücünü hem de karakterleri besleyen gözlem yeteneğini detaylarda görmek mümkün. Mesela hangimiz duşa girerken suyun soğumaması için sifonun çekilmemesini istemeyiz veya hangimiz sabahın köründe uyansak da yataktan çıkmayıp kafamızda düşünceler uçuşurken alarmın çalmasını beklemeyiz?

Kitabın Ayrıntı Yayınları'ndan basılma Türkçesinin de olduğunu belirteyim. Ama ona hiç bakamadım, çeviri nasıldır bilemiyorum. Yalnız genel olrak Ayrıntı bu işte iyidir gibi bir kanım var.

Son olarak da şunu söylemeliyim; kitaptaki karakterlerin yaptıklarını tasvip edersiniz veya etmezsiniz ama  Robyn gibi bir karakteri yaratan ve cinsel özgürlüğün böyle yansıtıldığı bir kitabın 80'lerin başında  İngiltere'de yazılmış olması ama Türkiye'de hala ataerkil, muhafazakar klişelerle dolu kitapların yazıldığını görmek düşündürücü.

Sözün özü iki kitabı da öneriyorum; yakın aralıkla okunmalarını daha çok öneriyorum. Ekonomi, sosyoloji, siyaset bilimi gibi alanlarla uğraşanlara iki kat öneriyorum. Öneriyorum, öneriyorum...




* Konunun en başına dönmek gerekirse evet çağımızın hızlı tüketim edebiyatı ile tüm bunların iki bağlantısı var. Birincisi bu romanlar da anlatılan kapitalizm kitapları tüketim malı formuna sokan kapitalizmle aynı. İkincisi günümüzde satış rakamlarını artırmak için, reklam yapılması, kitapların seriler halinde basılması, tutulan bir romanın devamının yazılması gibi uygulamaları icat eden ve ilk uygulayan da Dickens'tır.


** Hard Times aynı zamanda bol bölümlü romanlarıyla tanınan Dickens'ın en kısa romanı :)


*** Nice Work'ün 249. sayfasında "collection" yerine "collecton" yazılması beni hayal krıklığına uğrattı. Penguin de bunu yapıyorsa kimseye kızmaya hakkım yok!

5 yorum:

  1. David Lodge senin sevdiğin bir yazar gördüğüm kadarıyla, ben de sayende tanıdım:) bir çok romanı varmış, "nice work"u okumak isterim, listeme ekledim, teşekkürler:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İyi İş okuduğum ilk kitabıydı ama sevdim gerçekten. Dünya Küçük'ü (Small World) de övüyorlar :)

      Sil
  2. İnşallah ben de nice worku okuyacağım. Teşekkür ederim))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Okuyunca düşüncelerinizi söylemeyi ihmal etmeyin.

      Sil
  3. Elizabeth Gaskell'in Kuzey ve Güney'ini kesinlikle tavsiye ederim. 2. Sanayi Devrimi yıllarında geçiyor. Müthiş güçlü bir roman.

    YanıtlayınSil

Söyleyecek sözü olanlara bayılırım! :)