11 Kasım 2012 Pazar

Yaz Yalanları

Bernhard Schlink'in Yaz Yazlanları isimli kitabını kitapçının rafında ilk gördüğüm an içimde kitabı okumak için sonsuz bir istek oluştu. Kapağı öyle güzeldi ki... Hele kitabın adıyla uyumu ve renklerin yansıttığı hava öyle çekiciydi ki kitabın neyle ilgili olduğunu bilmeden kararımı vermiştim. Kitabın arka kapağını da okuyunca durum kesinleşti. Çoğunluğun bol ödüllü bir filme de konu olan Okuyucu adlı romanıyla tanıdığı Alman yazarın yedi öyküsünü içeren kitabını işte böyle seçip aldım.

Önce uzun süre rafta ve masada bekledi. Okuyamadığım günlerde gidip gelip kapağını seyrettim. Beklentimi kendi kendime ne çok yğkselttiğimi siz düşünün. Sonra ilk öyküye başladım. İlk öykü Mevsim Sonu yaz sonunda ıssızlaşmış bir tatil beldesinde tanışan bir kadınla bir erkeğin kısa sürede gelişen ilişkisini ve erkeğin kadın hakkında öğrendiği bir gerçekle başa çıkmaya çalışmasını konu alıyor. Hikâyenin sonunda adamın iki tercihin ortasında oturup kalması hoşuma gitse de beklediğim çarpıcılığı bulamadım. İtiraf edeyim içime kitapla ilgili bir şühhe de düştü.

Sonraki, Baden-Baden'daki Gece ise çok uzun süredir devam eden bir ilişkinin son turlarını anlatıyor. Öykü İtalya, gala, seyahat gibi birçok çekici şeyden bahsediyor. İçince ayrıca aldatmak, gerçeği saklamak, yalan söylemek, doğruyu saklamak ve doğru söylemek, yalanı ortaya çıkarmak için gizli işler çevirmek de var. Peki bu öykü beni etkileyebildi mi? Hayır.

İşte kesinlikle vasat olmayan ama "kesin hayran kalacağım" beklentimi de karşılamayan bu iki öyküyü aşınca sıra pek beğendiğim Ormandaki Ev'e geldi. Öykü kendisi hayatını ailesine adamış olan artık yazmayan bir yazarın, aile hayatının kendi istediği şekilde devam edebilmesi için çok meşgul ve başarılı bir yazar olan eşinin hayatını kontrol etme çabasını konu alıyor. Bir düşünün bu ikiliden hangisi kadın? Kendisini aile hayatına adayan mı? Zevkle cevap veriyorum: hayır. Benim için öyküyü ilginç kılan bir özelliği aile içi rollerin cinsiyetler arası değişimiydi. Değişmeyen tek şey çocuğun erkek tarafından kadına istediğini yaptırmak için koz olarak kullanılma düşüncesiydi sanırım. Adamın önce çok masumane çabaları öyle boyutlara ulaştı ki öyküyü heycanla okudum.

Dördüncü hikâye Geceleyin Bir Yabancı bana önce çok tanıdık detaylarıyla hitap etti. Diplomatlar, davetler, Meksiko trafiği, havaalanları... Bir adam transatlantik uçuş sırasında yanında oturan yabancıya kendi öyküsünü anlatmaya başlıyor. Çok garip bir öykü bu. Hem hayır bu yalan diyemiyorsunuz hem de tamamen güvenemiyorsunuz. Öyküyü dinleyen de aynı şeyleri hissediyor ama adamın istediklerini vermekten de kendini alıkoyamıyor. Macerasına kapılıp iştahla okudum.

Son Yaz en beğendiğim öykü olmuş olabilir. Emekli bir profesör ölümcül bir hastalığa yakalanıyor ve kendisinin son günleri olmasını planladığı yaz aylarında tüm ailesini bir kır evinde bir araya topluyor. Aile üyelerinin ise baş kahramanın acılarına son verme planlarından haberi yok. Bu öyküde mutlulukla ilgili tartışma beni çok etkiledi. Gerçekten de bir araya gelirse mutlu olacağımıza şartlandığımız şeyleri toplamaya çalışıyoruz hep, sonra mutlu oluyor muyuz bilmem.  Kahramanın ölümü planlaması ama ona bir türlü razı olamaması da etkileyiciydi.

Rügen'de Johann Sebastian Bach kitabın en kısa öykülerinden biriydi. İlişkileri son derece soğuk olan baba-oğlun bunu aşmak için Rügen adasındaki Bach festivaline gidişlerini konu alıyor. Bol bol konuşuyorlar, hiç yol alamıyorlar... ya da son sahneye kadar öyle görünüyor, ya da evet gerçekten bir gelişme olmuyor. Bilemedim ama hoşuma gitti.

Kitabın son hikâyesi Güneye Yolculuk'un başkahramanı yine geniş bir ailesi olan yaşlı bir insan. Bu hanım bir sabah uyanıyor ve çocuklarına karşı duyduğu sevginin tükendiğini fark ediyor. Çocuklarının nezaketen söylediği yalanlar veya sakladığı gerçekleri yüzlerine vurmaktan geri durmuyor. Bence bu hikayenin ilk kısmıydı. İkinci kısmında ise torunuyla, üniversite yıllarını geçirdiği şehre gidiyor. Burada yalanların en güzelini, insanın kendine söyleyip kendini inandırdığı yalanı görüyoruz. Yaşlılıkla ilgili anlattıklarıyla, içinceki yalan çeşitliliğiyle en beğendiklerimde ikinci sırayı bu öykü aldı.
  

Kitaptaki öykülerin sonları açık. Yazarın vurgusu olaylar ve bağladıkları sonuçtan ziyade olayların gelişim şekli ve muallak durumlar üzerinde. Bu muallaklar çoğunlukla yalan ve doğrunun ayrılamadığı, hangisinin iyi hangisini kötü olduğunun bilinemediği durumlardan doğuyor. Kadın-erkek ve aile ilişkileri merkezde. Karakterler genelde ya akademisyen ya da yazmak, bestelemek gibi yaratıcı bir işle uğraşıyor. Çoğunda dış dünyaya karşı huzur ihtiyacından doğan bir mesafe var. Bir de Almanlar ve Amerikalılar, uluslararası hayatlar, New York, Frankfurt, şehirden kıra kaçan şehirliler, yolculuklar...

Kitabın en beğendiğim tarafı öykülerin bir tema etrafında toplanması ve ayrı ayrı oldukları kadar birlikte de bir anlam yaratmaları oldu. Sadece temalarıyla değil, işlenen unsurlar, karakterler ve atmosferiyle de öyküler birbirine tutunuyordu. Zevkle okudum, rahatlıkla tavsiye ediyorum.



Not: Yazarın adı kapakta doğru şekilde Bernhard, iç kapaktaysa Bernard şeklinde yazılmış. Şükür kitabın içinde pek imla hatası yok. Çevirmene de kötü iş çıkarmış diyemem ama "vıraklayan ördekler" gibi birkaç gariplik olmasaymış daha iyi olurmuş. Sonuçta Doğan Kitap şekle şemale (ki yukarıda öve öve biritemedim) verdiği emeği ne zaman içeriğe de yansıtacak heyecanla bekliyorum.

2 yorum:

  1. Çok çekici bir kapak gerçekten, öyküler de ilginç geldi, okumak isterim:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Okursanız ben de sizin yorumlarınızı buraya beklerim :)

      Sil

Söyleyecek sözü olanlara bayılırım! :)